Osmanlı’da Bozuk Gıda Satmak Cesaret İşiydi

“Tarih Biliminin Amacı, Geçmişe Yönelerek Geleceğe İlişkin Doğru Çıkarımlar Yapmaktır.”

Ülkemizde insan sağlığına zararlı yiyecek skandalları, medyanın yazılı ve görsel kanalları sayesinde birbiri ardına patlamaya başladı. Ekmeğinden kebabına, peynirinden sucuğuna, sebzesinden etine kadar hemen her gıda maddesinde insan sağlığını tehdit edecek maddelere rastlanıyor. Sağlığa zararlı gıdaların bu kadar fazla olmasının sebebi iyi bir denetimin yapılmaması ve cezaların işlenen suçlara göre çok hafif kalmasıdır; diye düşünüyorum. Ancak bir şeyi de göz ardı etmemek lazım. Bu tip konular toplumun ahlaki yapısıyla paralellik gösterir, toplumsal ahlaki çöküntü, ticari ahlak yapısında direk etkiler. Diyor ve siz okurları sözcükler üzerinden sizleri zaman yolculuğuna çıkartarak, Osmanlılar döneminde, ticari denetimin işlevi hakkında neler yapılıyormuş birlikte görelim.

Osmanlı döneminde de halkın sağlığıyla oynayan, bozuk yiyecek satanlar olurdu ancak devlet yetkililerinin gerekli kanunları çıkarması, temel gıda maddeleri satan dükkânları kontrol altında tutması ve nihayetinde suçluların cezalandırılması ile mesele çözülmüştü. Osmanlı yöneticileri halkın mağdur olmaması için esnaf teşkilatını, hammadde temininden başlayarak imalat, pazarlama, malları fiyatlandırma ve satış aşamalarının tamamını denetlerdi. Hiçbir esnaf, malını devletin tespit ettiği “NARHIN” yani belirlenmiş fiyatın üzerinde satamazdı. Malın kalitesinin yanı sıra fahiş fiyatla satılmasının da önüne geçilmişti. Osmanlı dönemindeki cezalar, günümüzde olduğu gibi para sadece cezası ile olmaz, bozuk mal satana güzel bir sopa çekilir, üstüne üstlük, sattığı miktar kadar para cezası kesilirdi.

Halkın aldığı malların devletin belirlediği fiyatın üzerinde satılıp satılmadığını ve istenilen kalitede üretilip üretilmediğinin denetlenmesi, veziriazamların en başta gelen görevlerinden idi. Veziriazamın bırakın görevini yapmamasını, denetimleri ihmal ettiği yönünde bir dedikodu çıkması bile azline sebep olurdu. Böyle bir durumla karşılaşmak istemeyen veziriazamlar, yanlarına İstanbul kadısı ile “MUHTESİBİ”, yani zabıta müdürünü alarak esnafı denetler, karaborsacılık yapan, pahalı mal satan ve kalitesiz mal üreten esnafı falakaya yatırtarak dövdürtürdü. Suçu ağır olanlar ise, kulağından dükkânlarının kapısına çivilenirdi.

Esnaf denetimlerini kimi zaman bizzat padişahların yaptığı da olurdu. Padişahlar, tebdil-i kıyafet ederek, yani başka kılığa girerek gizlice fırınları ve diğer gıda maddelerini satan esnafı denetlerdi.

Osmanlı İmparatorluğu’nda gıda maddeleri satanların denetimini, asıl olarak “İHTİSAB AĞASI” adı verilen bir görevlinin emri altında ki teşkilat ile yapılırdı. Her kasabada bir “MUHTESİB” bulunur ve MUHTESİB(ZABITA MÜDÜRÜ) kadının emriyle hareket ederdi. Muhtesib, emrindeki zabıtalarla esnafı teftişi sırasında suçu dayağı gerektiren bir kişiyi hemen çarşım ortasında falakaya yatırtır, eğer hapis yahut sürgünü gerektiren bir durum olursa idari makamları haberdar ederdi.

Yavuz Sultan Selim zamanında çıkartılan, daha sonra Kanuni Sultan Süleyman ve Birinci Ahmed, döneminde genişletilen ve bütün Osmanlı ülkesinde uygulanan kanunnamede yiyecek satanlarla ilgili hükümlerde vardı.

Kanunnamedeki hükümlere göre, muhtesib (zabıta müdürü) fiyatları kadının yani hakimin bilgisi dahilinde belirleyebilirdi. Ancak şehirlerde, kasabalarda yahut başka yerleşim birimlerinde ete narh koyacağı zaman, o yerin ileri gelenlerinden, yerlilerinden, fakirlerinden, ekmekçilerin ve kasapların durumlarına vakıf olan kişileri bir yerde toplar, fiyatları ondan sonra tespit ederdi.

Fiyatları tespit edildikten sonra muhalefet edenlere ve eksik satanlara göz açtırılmaz, sebze ve ette eksik olursa bir kilosuna bir akçe, diğer mallarda ise yarım kilosuna bir akçe ceza alınırdı. Kadı, esnaftan bozuk ve eksik mal satanları kontrol etmeyen yahut satıcılar ile işbirliği yapıp vazifesini ihmal eden muhtesibleri de cezalandırırdı.

Görevliler ekmekçilerin ekmeğini, pidecilerin pidesini, çörekçilerin çöreğini de kontrol ederlerdi. Kadı, hamuru çiğ, kara, ekşi ve nizami ağırlığından eksik olanları cezalandırır ve her yarım kiloda bir akçe ceza alırdı. Ekmek satanlarının un elekleri sık olması lazımdı. Eğer hamuru çiğ kalmışsa, ekşi yahut unu kepekli ise satıcılar yine kadı tarafından cezalandırılırdı. Fırıncıların un gelmemesi ihtimaline karşılık, bir ay boyunca kullanacakları miktarda unu depolarında bulundurmak zorundaydılar.

Kasaplar koyun ve keçi etini ayırt ederler ve birbirilerine karıştırmazlardı. Narh üzerinden işlem yaparlar fiyatı eksik veya fazla gösteremezlerdi. Halka et yetiştirmekte nazlanan ve bahaneler bulan kasap hemen tutuklanırdı. Aşçılar pişirdikleri eti çiğ bırakamazlar, yemeklerini fazla tuzlu veya tuzsuz yapamazlardı. Yemek pişirilen kazan ve kaplar, kepçeler, kaşıklar düzenli olarak kalaylanırdı. Aynı sudan iki kere kaplar yıkanamazdı, aşçı yamakları bellerine bağladıkları örtüler ve önlükler temiz olmalıydı.

Şerbetçiler sattıkları şerbetin fiyatını kuru üzüm fiyatına göre tespit ederlerdi. Şerbete misk, güllabi ve karanfil katılır, sulu ve ekşi olmaz, yanında kar ve buz verilirdi. Bakkallarda teftiş edilirdi, malları devletin belirlediği fiyattan satmalarına özen gösterilirdi. Bakkalların terazileri sık sık kontrol edilirdi ve hatalı tartmamaları sağlanırdı.

Ayrıca hoşafçıların sattığı hoşafların fiyatını devlet tespit eder, hoşafları ekşi ve sulu olmaz ve yanında mutlaka kar ve buz verilirdi. Helvacılar ve badem satıcıları sıkı denetlenirdi, kullanılan malzemenin kaliteli olmasına çok dikkat edilirdi.

Osmanlıların, niçin büyük imparatorluk haline gelmesindeki en büyük neden; devlet yönetim kurallarının yasalaşarak devletin her kademesinde imtiyazsız uygulanmasını sağlamasıdır.

Günümüzde bu işler nasıl oluyor??? Yorum okuyucunun…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Adnan Güllü - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistan Pusula Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistan Pusula hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistan Pusula editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistan Pusula değil haberi geçen ajanstır.