Tarih biliminin amacı, geçmişe yönelerek geleceğe ilişkin doğru çıkarımlar yapmaktır.

Türkler Anadolu’ya yerleşip ve devletler kurmaya başladıktan sonra, yaşamlarında bir takım ilkler oluşmuştur. Bu ilklerden bazılarını siz okurlara sunmak istedim.

İLK ANAYASA

Türkiye’de ilk yazılı anayasanın temeli: 1808 yılında Ayanlarla imzalanan SENED-İ İTTİFAK, 1839’da yayınlanan Gülhane Hatt-ı Hümayunu ve 1856’da yayınlanan Islahat Fermanı ile atılmıştır. Fakat bu üç belge de devletin kuruluş ve işleyişiyle ilgili yargılara yer vermedikleri için gerçek anlamda bir anayasa sayılmazdı.

Türkiye’de ilk Anayasa, “KANUN-İ ESASi” adı altında Midhad Paşa ve aynı düşüncede olanların çalışmaları ile 23 Aralık 1876’da Sultan II. Abdülhamid tarafından ilan edilmiştir. Yeni Anayasa gereği padişah tarafından tayin edilen Ayan üyeleri ile seçime gelen mebuslardan kurulu “MECLİS-İ UMUMİ” adı verilen iki meclisli bir parlamento meydana getirilmiştir.

Cumhuriyet döneminin ilk anayasası ise 1921 yazılan “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’dur. 24 maddeden oluşan Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, meclis üstünlüğü anlayışına dayanıyordu. Bu anayasa,  hakimiyetin millette olduğunu belirtmekle birlikte yasama ve yürütmeyi mecliste toplayan, cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu gibi devletin esas organlarına yer vermeyen ve siyasi niteliği hukukiliğe ağır basan bir sınırlı anayasal belge görümündedir. 40 yıl ikinci anayasa hazırlanana kadar yürürlükte kalmıştır.

İLK ATATÜRK ANITI

Türkiye’de ilk Atatürk Anıtı, İstanbul Gülhane Parkı’nın denize yakın bölümünde 3 Ekim 1926 günü dikildi. Bu anıt İstanbul Belediyesi tarafından Avusturyalı heykelci Heinrich Krippel’e yaptırıldı. Anıtın açılışını o dönemin Belediye Başkan’ı (şehremini) Muhittin bey(Üstündağ) yapmıştır. Yine 1926’da Konya Atatürk Heykeli, 1927 yılında Ankara’da Ulus Meydanı Atatürk Heykeli ve 1931’de samsun Atlı Atatürk Heykeli de    Heinrich Krippel tarafından dikilmiştir.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında büyük anıtlar yapacak usta heykeltıraşlarımız yoktu.  Türk heykeltıraşlarının yetişmesiyle yurdun dört bir yanına Atatürk anıtları ve büstleri yapılmaya başlandı. Cumhuriyet döneminin,  bir Türk heykelcisi tarafından gerçekleştirilen ilk anıt heykeli Nijat Sirel’in 1929 yılında yaptığı İzmit Atatürk Heykeli’dir.

Nijat Sirel,Ali Hadi Bara, Zühtü Müridoğlu, Kenan Yontuç, Nusret Suman, Ratip Aşir Acudoğu, Sabiha Ziya Bengütaş Atatürk Anıtı yapmış ilk heykeltıraşlarımızdır.

İLK BOĞAZ KÖPRÜSÜ PROJESİ

İlk Boğaz Köprüsü Projesi, Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid zamanında yapılmıştır.   Sultan II. Abdülhamid, İstanbul Boğazı’nın, Sarayburnu – Üsküdar ve Rumelihisarı- Kandilli arasında olmak üzere iki köprü ile bağlanması için 1900 yılında Fransız İnşaat Mühendisi F. Arnodin’e bir proje çizdirmiştir.  Avrupa’nın güney, güneybatı ve merkezinde ki demiryollarını bu Boğaz Köprüsü ile Bağdat Demiryolu’na bağlamayı düşünen II. Abdülhamid, böylece İslam dünyası arasında ki ilişkileri güçlendirmek istiyordu.

F. Arnodin’in çizdiği bu dev köprüye ait projede, minareler, kubbeler, kuleler ve askeri savunmayı temin edecek toplar yer almıştır. Fakat siyasi gelişmeler ve II.Abdülhamid’in tahttan indirilmesi, teşebbüsün tasarı halinde kalmasına sebep oldu.

Cumhuriyet devrinde Boğaz’da bir köprü yapılması için ilk ciddi teşebbüs 1953 yılında yapıldıysa da 1969 yılına kadar bu iş neticelenmedi. 1969 yılında “Hochtief – Cleveland” İngiliz – Alman firmasına ihale edilen Boğaz Köprüsü’nün temeli, 20 Şubat 1970 günü devrin Başbakanı Süleyman Demirel tarafından atıldı. Üç seneyi aşkın çalışmalarından sonra 30 Ekim 1973 günü devrin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından muhteşem bir törenle hizmete açıldı. Köprünün iki kuleleri arası uzunluğu 1073 metre, genişliği 39 metre ve denizden yüksekliği 64 metredir.

TÜRKİYE’DE İLK CAMİİ

Türkiye’nin ilk camisi, Habib-i Neccar Camii’dir. Bu cami Antakya’da 636 yılında Hz. Ömer’in komutanlarından Ubeyde Bin Cerrah tarafından fethedildiğinde fethin simgesi olarak, Habib-i Neccar ve Hz. İsa’nın iki havarisinin mezarının bulunduğu yerde yapıldı. Daha sonra ki yıllarda yıkılan ve zarar gören camii, birçok kez yenilenmiştir.

İstanbul’da ilk camii, 717 yılında İstanbul’un fethi için gelen ordunun başında bulunan Mesleme Bin Abdülmelik adında ki komutan tarafından Galata’da yaptırılmıştır.

Türkler Anadolu’yu fethedince bir yandan kırsal alanlarda yeni yerleşim yerleri kurarken, diğer taraftan bu yerleşim yerlerine İslam kimliği kazandırmak için çeşitli faaliyetlerde bulundular. Şehirlerde ve köylerde dini hayatın gerektirdiği camiler, mescitler ve medreseler kurulmuştur.

Anadolu’da Türklerin yaptığı ilk camii 1091-1092 tarihinde Büyük Selçuklular tarafından yapılmış olan Diyarbakır Ulu Camii’dir. Artuklular ve daha sonraki dönemlerde birçok kez değişikliğe uğrayan bu camii, günümüze ulaşmayı başarmıştır.

TÜRKİYE’DE İLK CUMA NAMAZI

Türkiye’de ilk Cuma namazı, Selçuklu Sultanı Alparslan zamanında Kars’ta kılınmıştır. Büyük Selçuklu hükümdarı Sultan Alparslan, 16 Ağustos 1064 tarihinde Bizanslıların Kars yakınlarında ki Muhkem Kalesi olan Anı Kalesi’ni kuşatmıştı. Zorlu bir kuşatmadan sonra şehri ele geçiren Alparslan, şehrin en büyük kilisesini camiye ismini de fetihten dolayı Fethiye Camii olarak değiştirmiştir.

Anadolu topraklarında ilk Cuma ezanı ve hutbesi 20 Ağustos 1064 gününe rastlayan Ramazan-ı şerifin dördünde okundu. Fethiye Camii’nde bütün Selçuklu devlet büyükleri askeri erkanı da beraber olduğu halde Cuma namazı kılındı.

Sultan Alparslan, Türkiye’nin temellerini Kars’ta atmış ve ülkelere gönderdiği fetihnamelerle Anadolu’nun Türk- İslam yurdu olduğunu ilan etmiştir.

TÜRKİYE’DE İLK GAZETE

Türkiye’de ilk gazeteler yabancılar tarafından çıkarılmıştır. Yurdumuzda ilk gazete, 1797 yılında İstanbul’da Fransız büyükelçiliği tarafından “Gazete Française de Constantinopolis” adıyla çıkarıldı.

İkinci gazete ise 1824 yılında Charles Tricon tarafından “Smyrnee” yani “İzmirli” adıyla çıkarılmıştır. Günlük olarak yayınlanan ve bir süre sonra iki sahip değiştiren gazete,daha sonra “Spectateur Oriental” ( Doğu Gözcüsü ya da Seyircisi) adını aldı ve sonunda Aleksandr Blac adlı Fransız’a devredildi Fransız Konsolosluğu’nun çeşitli baskıları sonucu 1827’de kapanan gazete, bu kez yine Aleksandr Blac tarafından 1828 yılı başında “Kuriye de Zimiri “( İzmir Postası ) adıyla haftalık olarak yayınını sürdürdü.

Adnan GÜLLÜ

Tarih Araştırmacısı

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.